Ana içeriğe atla

Uğruna Yaşamak

           


İnsanı insan yapan nedir? İnsan nerede insanlaşır? Yeryüzündeki canlılar arasında farklılığımız nasıl ayırt edilir? Sahip olduğumuz en değerli şey nedir? Değer nedir? 

Yazıma bu sorularla başlıyorum. Önce bu soruların zihnimizde bir cevabının olması gerekiyor. Temel ihtiyaçlarımız beslenmek, uyumak, barınmak... Peki bunlar bizi biz yapmaya yeter mi?  

Duygularını, düşüncelerini, arzularını ifade edebilmek için dil denilen bir kavram üreten insan. Mağaranın duvarlarına resim çizerek "Ben buradayım ben de yaşadım!" düşüncesi, varolma arzusunu taşıyan insan değil de kimdir? İnsanı insan yapan, anlam değil midir? Sahip olduğumuz en önemli şey yaşamdır. Bebeklikten çocukluğa oradan gençliğe sonra yetişkinlik ve ardından yaşlılık. Yaşam önemli çünkü yaşadığımız hayat biziz. Bizim kim olduğumuzu belirleyen nasıl bir hayat yaşadığımızdır. Düşünebilmek ve düşünce üretebilmek insana hastır. 

Şikâyet etmek ancak acizlere aittir. Bizi kurtarır çünkü sorumluluğu başkasına atmış oluruz. Oysa bu dünyada zihnimizde biçtiğimiz anlam ile şekillenmektedir. Dolandırıcılardan, dümencilerden, hakkımızı yiyenlerden, adam kayıranlardan şikâyetçiyizdir. Kendimize dönüp bakmayı unuturken, her yaptığımızı kendimize açıklarken üstelik. Yoksulken, israf edenlerden şikâyetçiydin. Çark sana döndüğünde bunu değersel değil, sahip olamamanın hıncıyla verilmiş bir tepki olduğunu anlayacaksın. 

Yazımın başında sormuştum. Değer nedir diye. En basit tanımıyla önem verilen demektir. İnsanın sahip olduğu en önemli şey yaşam olduğunu söylemiştim. İnsanın sorumlu olduğu varlık kendisidir. Kendi varlığına saygı duymak, düşüncelerini ve duygularını sorgulayabilme cesaretini gösterebilmekte gizlidir. İnsan kurusıkı sadece varolduğu için değil mücadelesi ile değer kazanır. Varlığına değer veren bir insan amasız fakatsız varolmaya çabalar. Değerleri için yaşar. Ben üstünüm kibriyle değil kendinin ne olduğunu bilmenin ve o varlığa saygı duymanın erdemidir. 

İnsan dünyaya gönderildiğinden beri yazgısı değişmedi. İyilik ve kötülük daima kol kola gezer. Kendi varlığına saygı duyan ve varolma cesaretini gösteren kişiler iyiliği tercih etti. Dünyada kötülük hiçbir zaman son bulmayacak. Ta ki dünya ölene kadar. Çıkarcılık, nefret, kin, yalan, dolandırıcılık bu kirli davranışlar bizde var. İyilik, adalet, sevgi, yardımlaşma gibi. Kötülüğe karşı iyiliği, zulme karşı adaleti, kin ve nefrete karşı sevgiyi güçsüzlüğe karşı gücü tercih edebilme yetisine sahibiz kendimize rağmen. Kendimize rağmen iyi olabilmeli, kendimize rağmen hak olanın peşinde olabiliriz. 

İnsan kelimesinin kökeninin anlamı unutan demektir. Varolmak ise hatırlamaktır. Yaşamak mücadele etmektir. Çoğunlukla insanın önündeki en büyük engel insanın kendisidir. Varolabilme, değerleri için mücadele edebilmek insanı insan yapar. Mücadelesiyle insan, insandır. Uğruna ölmek değil uğruna yaşamak, yaşatabilmek var olmaktır. 

Ahu Mah

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her Şeyin Tükendiği Çağ

    Artık kimsenin düşünüp, üretmeye vakti yok. Her işimizi kolaylıkla yapabilecek robotlarımız, makinelerimiz var ve buna rağmen oturup düşünmeye vaktimiz yok. Biraz reels biraz daha derken koskoca bize biçilmiş ömrü "kaydırarak" yaşıyoruz. Hiçbir anlam yok, emeğin, çabanın değeri yok. Hayır hayır yaşlanmadım daha gencim. Evet biliyorum, Sümerler'den gelen kadim bir gelenek, yeni gelen nesli beğenmemek! Ancak yine de bir şeylerin hayatımızda anlamı olması gerekirdi. Yapay zekâ, koca midesine indirdi beyinlerimizi. Sıkılmaya vaktimiz yok daha reels kaydıracağız. Kim ne yapmış onu takip edeceğiz. Oturup okumaya vakit yok, yazmaya vakit yok, hayal etmeye düşünmeye, hissetmeye...  Yaşayıp gidiyoruz, bir taklit üzerine. Kalbimizin içinden çıkıpta notalara dönüşmüyor artık hiçbir duygu. Geçmiş şarkıları remixliyoruz sadece. Diğer şarkılar ise bayağı ve argo sözlerin, bozuk cümle yapıları ile peydah oluyor genç beyinlerde. Amaçsız, değersiz, laf sokma üzerine konulan anlamını y...

İnsan Ne Zaman Olgunlaşır?

        T oplum nezdinde sıkça kullanılan bir kavram vardır: Olgunluk. 20'leri bitirip 30'a geçince insanlarca öyle tanımlanırsınız. "40 yaşına gelmiş hâlâ nasıl davranıyor?" dediğimiz nice insanlar vardır. Olgunluğu yaşa ve yaşanmışlıklara atfederiz. Oysa ki durum çok farklıdır. İnsan, 20'lerinde de olgunlaşabilir, 40'larında ergen düzeyde kalabilir. Hatta hayatı boyunca hiç olgunlaşamayabilir de. Nerede büyümeye başlar insan? Zihinsel olgunlaşma insana ne katar? Neleri götürür? Dünyayı yeni deneyimlemeye başladığımız dönemde yani çocukluk döneminde her şey çok saftır. İsteklerimizin gerçekleşeceğini düşünür, olayların perde arkalarını gözlemleyemeyiz. Gençlikte ise sadece "bugün" vardır. O anı güzel geçirmek, eğlenmek, haz almak... Çok kez de duygusal olarak değerlendiririz hayatı. Zorlukları görmeden ve deneyimlere kucak açmadan olgunlaşmak mümkün değildir. Nasıl olgunlaşacağınızın tarifini bulamazsınız kitaplarda. Deneyim ve deneyimleri yorumlama...

BEN BEN BEN!

        Geçenlerde düşünüyordum, bir insanın gerçekliğini ortaya ne çıkartabilir diye. Şöyle dönüp kendimize baktığımızda, çoklukların içine sıkıştığımızı görebilmek mümkün. Ne kadar çok "şey"e sahipsek o kadar varız. Sahip olduklarımız olmadan varolamadığımızdan onlarla beraber var oluyoruz. Bir insanın kişiliğini de yokluktan ziyade çokluk ortaya çıkarıyor. İçinde kalmışlıkları, zayıflıklarını, aşağılık duygusunu , acılarını, değersizliğini , güvensizliğini , kabul görmemişliğini, onay arayışını, sevgisizliğini sahip olduğu çokluklar içerisinde gösteriyor kendisini. Her kavram zıttıyla beraberdir bu bağlamda çokluk da biraz yokluktur.  Çokluk bu sebeple bir perdedir. Gerçekliği gizleyen bir perde. İnsanın kendisine bakmasını engelleyen kocaman bir engel.  Yeryüzünde büyüklenenler, karakteri en zayıf kişilerdir. Hepimizin içinde küçücük bir çocuk var. Büyüklenenlerin içindeki çocuk aşağılık, değersiz, sevgisiz ve öfkeli. Alacaklı bu dünyadan, yaşanmamış ...